Lise Yılları

25.06.2016 18:27

                   Zaman ne kadar da çabuk geçiyor.  25 yaşına geldim. Hala kendimi bir çocuk gibi hissediyorum. Uzun bir süre geçmişin özlemiyle yaşadım. Hayat durmadan alt standartlara doğru beni ittikçe, bu geçmiş özlemi devam etti... Her ne kadar şu an mevcut avantajlarımın farkına varmaya çalışıp bunları en iyi şekilde değerlendirmek istesem de bu gün bir istisna yapacağım ve benim için güzel geçmiş olan 'lise' yıllarımı anlatacağım. Güzel müziklerimi açtım. Geçmişe yolculuk yapmaya hazırım :)

                 Ben Lise yıllarımı 2 döneme ayırıyorum.  Lise 1 ve 2 de Düzce'de yatılı özel bir okulda okumuştum. 3. ve 4. sınıfta ise memleketim Bursa'ya dönerek  devlet okulunda devam etmiştim.  Her iki tecrübe de benim için farklıydı.  Ve her ikisi de benim için güzeldi.

                 Ergenliğin en güzel yanını bilir misin?  Şu dalga geçilen duyguları ağır yaşama hali vardır ya. Aslında bu, o dönem için verilen bir lütuftur.  Müzikleri keşfetmeye başlamak,kızların ses tonlarına oturup kalkmalarına, mimiklerine kitlenip bunları yorumladığın bir dönem. Farklı düşünüp öğrenmeye başladığın bir dönem. Hayal gücünün yüksek olup büyük hayaller kurduğun ve bunları başaracağına delicesine inandığın bir dönem.  Kendini aradığın, kişiliğini oturtmaya çalıştığın bir dönem.  Tüm bu değerler içinde lisede senin gibi birçok öğrenci ile aynı sınıfa oturtuluyorsun.  Derdin sadece dersler ekstrası ise hayattaki üç beş ufak zorluk.  Herhangi bir baskı yok üzerinde. Gelecek kaygısı gibi konular aklının ucundan geçmiyor.

                Lise 1 dönemimde yatılı cemaat okulunda yepyeni bir sayfaya başlamıştım.  Okulumda ağır bir disiplin vardı. Telefon taşımanın yasak olduğu, sadece 1 tokat atan bir öğrencinin gözdağı verme amaçlı okuldan anında atılması gibi uçuk kuralları vardı.  Tüm bunlara rağmen gençlik ve ergenliği aptallığı olunca heyecanlı hatırlamaya değer anılar çıkıyor.  Gece vakti  yurdun camından çıkıp yemekhaneden yemek çalmak klasiktir.  Denedik güzeldi. Biz ayrıca okulun içine girer ve en üst katta bulunan büyük konferans salonuna girerdik. Doğru cümle oldu mu bilmiyorum aklıma gelmedi şu an hani şu tiyatrolar filan oynanır ya o alan işte. Sesi ayarlardık ne çok fazla ne çok az. Mp3 playerlerimizden şarkılar açardık sıra sıra. Herkes sevdiği şarkıları açardı. Mikrofonu bağlar sanki önümüzde insanlar varmış gibi konuşmalar yapardık.  Mal mal esprilerimize güler saçma sapan şakalaşmalarla birbirimizin üstüne atlardık.  Bir kez yakalandığımızda babacan ve hepimizle iyi anlaşan görevlinin bizi güzel bir şekilde uyarıp piçlik yapmaması da o an insan oğluna güven duymamı sağlamıştı...  Düzce'deki okulda kızlarla yakınlaşmamıza imkan yoktu. Oysaki bunu ergenliğimizin en kanı kaynayan şeklinde istiyorduk :)  Okulda kızlarla konuşmak ve samimi olmak yasaktı. Öğretmenler devriye gezer ve bunu önlerlerdi. Cemaat okulunun en katı okuluyduk. Tekrar hatırlatmak isterim. Bu sebeple kızlarla konuşurken en kuytu ve kamerasız yerleri seçer ve uç bölgelere bir öğretmen geldiğinde işaret verebilmeleri için arkadaşlarımızı koyardık. Böylece çıktığımız kızlarla az vakitte olsa konuşmanın değeri olurdu.  Okuldaki sayı devlet okullarına nazaran küçüktü bu sebeple dedikodu ve kıskançlıklar had safhada olurdu.  Çıkmış olduğum A.... adlı kızın çıplak bir resmi gösterilmişti bana. O vakit zor dönemler geçirmiştim. Tanıdığım kızın tamamıyla farklı bir kişilikte olduğu söylenmişti meğer.  İlk dönemler fotoşop demişti fakat inanmamıştım.  Ardından araştırıp piksellerine indiğimde onun haklı olduğu görmüştüm.  Anlayacağınız insanların size olan kıskançlığı  bu kadar alçaklığa konu olabiliyordu okulda. Dolaplarımız vardı sonra. Birbirimizin dolaplarına  resimler yapar bırakırdık. Buda erkek-kız arası bir kur yöntemiydi. Devlet okulunda bulunmazdı mesela.  Hafta sonu çarşı izinlerimizin saatleri kısıtlıydı. Erken çıkmak istiyordum.  Erken saatte kaçmaya karar verdim.  Bu sebeple kameraları  hesaplayıp (saniyelerini ,uç noktaları vs.) kaçış planı yapmıştım.  Lakin okuldan yakalanmadan çıkmanın tek yolu çamurlu bir yoldan geçiyordu. Böylece kızla buluşmak için girdiğim yolda özenle giydiğim pantolonum heba olmuştu.  İşin komik kısmı benim tüm bu uğraşlarıma rağmen hanfendi saçma bahanelerle gelememişti. .. :)   Özetlersek Düzce döneminin kendine has imkanları ve güzellikleri vardı.  Basketbol takımında Ankara'da turnuvaya katılmıştım.  İngilizcemin temelini Düzce'de atmıştım. Eğitimi iyiydi lakin ilgim dışı derslere hiç çalışmıyordum. Tüm zorlukların aslında hoş bir yanı ve geleceğe anı olarak yatırımı kaldı.  Fakat okula uymayan sebeplerden yönetim benim kaydımı yenilememe kararı aldı.  Bende bundan gayet memnundum. Ne kadar Düzce'de sevdiklerim olsa da o an Bursa'da daha güzel bir hayatım olacağına inanıyordum.  Devlet okulunda kızlarla daha rahat olacağımı ve anılarımın daha aksiyon olacağını düşünüyordum (ergen tabiriyle :) )   O vakitler bunları düşünüyor insan. Realiteymiş, gelişimmiş, sorumlulukmuş. Bunlar komik kelimeler bir ergene. Daha doğrusu benim gibi aptal bir ergene :) 

                  Kaydımın yenilenmemesiyle Düzce kapandı ve Bursa'da devlet okulu dönemim başladı.  Kaydım yapılırken hangi bölüm istediğim soruldu.  Dil ve sözel bölüm arasındaydım.  9. sınıfta Düzce deyken öğretmenlerimin yardımıyla dil bölümünün açılması için imza toplamıştım. 2 tane 9. sınıftan İngilizce bölümü isteyenler 16 kişi filandı yanlış hatırlamıyorsam.  Öğretmenlerin dediğine göre 10 kişiden fazla kişi bulursak açacaklardı.  Fakat yönetim şeref yoksunu insanlardan oluşmaktaydı ve kendi çıkarları adına böyle bir bölüm açmadılar. Neyse konuyu siyaha çekmeyeceğim. Ağzımı açsam o Düzce deki şerefsiz feto'nun okuluna iyi bir saydırırdım ya neyse...  Sözel bölümün olmadığı 10. sınıfı eşit ağırlık olarak ta okumuştum.  Başa dönelim Bursa'da devlet okulunda bana ne bölüm istediğim soruldu. Bende o an 'sözel' diyerek kader çizgimi çizmiş oldum. Hayatımda ağır keş kelerden bir tanesidir o an 'dil bölümünü' seçmemem.  O zamanlar pek düşünmez yüzeysel yaşardım zaten... Kendime de çok yüklenmeyeceğim. Aptaldım. Görmüyordum bazı şeyleri. 

                 Devlet okulunun da ayrı bir tadı vardır. Okulun ilk gününü hatırlıyorum. Güneşli bir günde içimde heyecan ile çıkmıştım yola. Okul 5 -10 dakikalık bir yürüme mesafesinde idi. Cemaat okulundaki ağır disiplinden istediğim devlet okuluna ve yeni imkanlara koşuyordum. Daha rahat bir hayat yaşayacak aptal baskı içindeki yurt hayatı yerine odam,evim bilgisayarımda olacaktım.  Okula yaklaşırken heyecanım artmıştı. Okul göründüğünde de kalabalık öğrenci grupları dışarıda toplanmıştı. Bir ergen olarak o anı o kadar beğenmiştim ki şu an bile berrak bir biçimde hatırlıyorum. Kızların etekleri kısaydı okulun ilk günleri olduğundan çorapları da yoktu. 'Gay olmayan' her erkeğin liseli kızın o üniforması ile yaydığı canlı hayat enerjisinden etkilenmemesi mümkün değildir!  Hele ki cemaat okulunda 2 sene okuduktan sonra bu normal görüntü insana o an öylesine güzel geliyor ki. O an optimist bir insan oluverdim :)  Manzaranın tadını çıkardım. Ve yeni okulumdaki geçireceğim 2 seneyi merak etmeye başladım. 

                 Düzce mi yoksa Bursa daki devlet okulu mu dersen eğer sana %50 derdim. İkisinin de kendine has güzellikleri var.  Devlet okulunda daha bi rahattım. Okula gitmeyi seviyordum. Sınıf arkadaşlarım fırlama tiplerdi.  Hiçbir kaygım yoktu. Dersleri geçeceğimi biliyordum.  Kalmanın olmadığını biliyordum. Bu sebeple hiçbir derse çalışmazdım. Tek çalıştığım ders  Begüm'le girdiğim bir iddaa yüzündendir.  Kim tarihten daha yüksek puan alırsa Burger'da yemek ısmarlayacaktı.  3 puan farkla ona kaybetmiştim :3 Begüm demişken sınıfımızdaki kızlara gelirsek özellikle bu kadar aktif,fırlama insan tipini ben hayatımda görmedim.  Bildiğin herhangi bir talkshow'dan daha keyifli geçen günlerim olurdu okulda. Delicesine sınırsızca eğlenirdik. Ayakkabıları tavana atıp iz çıkarmalar, sıraları uçurmalar,kız kavgalarını izleyip tezahürat etme. Erkek tuvaletinde hatta çağırılma üzerine kız tuvaletinde gizlice sigara içmeler. Tüm bunlar olurken kızların seni umursamadan gömleklerini değiştirmeleri.  Henüz büyümenin tam vurmaması yüzünden insan o vakit pek umursamıyorda ne yaptığını. Yani aptallık burada olumlu bir etkide. Herkes kendi karakterini büyük ölçüde gizlemeden ortaya koyuyor ve üniversiteye nazaran daha özgü karakterle ortaya çıkıyor.  Daha saf.  Kızlar özellikle herkes için öylemidir bilmem ama benim için tamamıyla bir enerji kaynağıydı hepsi. Okula uykusuz ve berbat bir şekilde gelirdim.  Beni canlandıran hep onlar olurdu. Sabahın köründe makyajlı ve parfümlü bir şekilde bu kadar enerjik olabilmelerine hayret ederdim. Beni bu kadar sevip ilgi göstermelerine hayret ederdim.  Koluma girer saçma espriler yaparlardı. Saçma şakalaşmalar bunları izlerdi.  Olmadık yerde orta samimiyette olduğum biri japon animelerinden fırlamış tsundere tipler gibi 'Ebu benle kantine geliyosun' der gömleğimden beni sürüklerdi. Parayı verip kalabalık içinden istediği şeyleri almamı isterdi.  Ben lise 3-4 te sanırım beden dersinde maç yapılırken kızlarla takılan tip olmuştum. Ve bundan fazlasıyla memnundum :)  Eğer basketbola ilgili biri olsaydı onla vaktimi geçirebilirdim ama futboldan bize oynayacak alan kalmıyordu. ^^  Lisenin en güzel yanlarından biride ecnebi tarifiyle 'crush'larımızın olmasıydı. Genelde bunlar başka sınıflardan olurdu. Ben dil sınıfından Nilda diye bir kıza feci bağlanmıştım. Sevgilisi vardı. Yine de fena bakışırdık.  Lise 3 ve 4, bana kızlar hakkında bildiğin doktora yapacak zaman verdi. Öylesine samimiydim ki kız grubuyla yanımda adet vb iğrenç konuları rahatlıkla konuşabilirlerdi. Dedikodu,ilgi alanları,genel muhabbetleri vb. şunu diyebilirim ki kızları ben tanıyorum! Zayıflıklarını,hırslarını,sözlü-sözsüz kavgalarını, düşüncelerini, safa yatma hallerini vb.  Tüm bu ciddi konuların haricinde en hoşuma gidende kedi gibi yanaşmaları olurdu.  Bazen destek bekler tavırları bir arkadaş olsan dahi kollarında güven bulmak isteyişleri vb.  Kızlar ne bileyim. Güzeldi ya.. Benim için güzel anılar oluşturdular ve bana iyi yönlerini gösterdiler sürekli.  Çirkin ve boş bir çocuk olsam sanırım aynısı olmaz insanlıkları gereği farklı tepkiler alırdım orası ayrı konu.

                 Özetle lise benim için bir oyun gibiydi. Sonraki yıllarım ve üniversitem iyi geçmediği için lise gözümde altın bir zaman dilimi gibidir. Duygularımı yoğun yaşadığım, ilgi gördüğüm, kaygılarımın olmadığı, eğlencenin bol olduğu bir dönemdir.  Çokça güzel anılarımın olduğu güzel bir sayfadır.  Hayatın her döneminin belli güzellikleri vardır. Sanırım lise dönemim boş geçmedi. Bu sebeple mutluyum.                   

https://www.youtube.com/watch?v=oMQARNxOQ10
Max Payne 3 Sountrack Torture